Kişiliğimiz söz konusu olduğunda birçok şeyi mutlak doğru olarak kabul ederiz. Çoğumuzun kişiliğimizle ilgili temel bir fikri vardır ve kendimizi zorlarsak kişiliğimizi tanımlayabiliriz. Ancak genelde bunu düşünmek için çok fazla zaman harcamayız.
Genellikle sizin için başka birinin kişiliğini anlatmak, kendi kişiliğinizi anlatmaktan daha kolaydır. Kişinin kendi içine bakması hem zordur hem de bazen oldukça rahatsız edicidir.
Şöyle düşünün. Biri size en yakın arkadaşınız Canan'ın kişiliği ile ilgili soru sorarsa, bir uzman edasıyla bir şeyler söyleyebilirsiniz: "Gerçekten de çok dışadönük, mutlu ve gelecek konusunda iyimser biri.”
Biri size kendi kişiliğinizi sorsa, bunu aynı rahatlıkla anlatabilir miydiniz? Diyelim ki kişiliğinizi anlattınız, yine de inançlarınızı ve beklentilerinizi nasıl ve ne zaman oluşturduğunuzu tanımlamanız güç olurdu. Tamam, o zaman, rahatlayın. tamda bunları öğreneceksiniz.
Beyin çok karmaşık ve büyüleyici bir organdır. Çoğu zaman biz farkına bile varmadan, aldığı bilgiyi bir biçimde sınıflandırma ve işleme yeteneği vardır. Şimdi bilgiyi nasıl aldığım ve bu bilgiyi şema olarakta adlandırılan bölümlere nasıl ayırdığımızı görelim.
Şema Nedir?
Şema fikri ilk olarak Jean Piaget tarafından ortaya atılmıştır. Gelişim kuramcısı olan Piaget, çocuklara ve onların öğrenme yöntemleri konusuna karşı oldukça ilgiliydi. Çoğu zaman kendi çocuğununda dahil olduğu çocukları gözleyerek geçirmiş ve zihinsel gelişim kuramını bu gözlemlere dayanarak ortaya atmıştır.
Piaget çocukları gözlemleyip onlar üzerinde araştırmalar yaparken, çocukların bilgileri sınıflandırdıklarını ve bunları bölümlere ayırdıklarını fark etmiştir. Piaget bu bölümleri bilişsel yapı olarak adlandırmıştır.
Piaget, çocukların öğrendikleri her materyal grubu için bir şema meydana getirerek, öğrendiklerini ileri sürmüştür. Bu şemalar ya da bilişsel yapılar çocuklara öğrendikleri şeyleri saklama alanı sağlar.
Şemayı bir bilgisayar programı gibi düşünün. Bu bilgisayar programı içeri giren (beyne giren) ve girmeyen her şeyi sınıflandırıyor. Aynı zamanda bilginin bir kere beyne girdikten sonra nasıl saklanacağınıda belirtiyor.
Bir şema oluştururken, çocuk bilgiyi ya içine alır ya da reddeder. Çocuklar büyüdükçe geliştirdikleri kurallara göre kabul veya reddederler. Büyürken bir biçimde kendi programlarını yazarlar. Oluşturdukları şemalar bilgisayar programının algoritmaları gibidir.
Basit bir ifadeyle, şemalar bizim anılarımızı, duygusal tepkilerimizi ve temel inançlarımızı destekleyecek yapılar sağlarlar. Sahip olduğumuz inançları sınıflamamıza ve işlememize yardımcı olurlar...
Şemalar Ne İse Yarar?
Şemalar temel inançlarımızın, varsayımlarımızın ve otomatik düşüncelerimizin dayandığı zemindir.
Şemalar deneyimlerimizi kullanarak, yeni deneyim veya bilgileri işlememize olanak sağlar.
Diyelim ki Mithat sevecen ve sıcakkanlı ebeveynleri ile mutlu, iyi bakılıp büyütüldüğü bir evde yaşamını geçirmiştir. Mithat yeni yetişkinlerle tanıştığında, bu kişilerin de kendi ebeveynleri gibi sevecen ve sıcak olacaklarını düşünecektir.
Diğer tarafta Sema, babasının onu ve annesini her gece dövdüğü bir evde yetişmiştir. O da muhtemelen her babanın ya da her erkeğin acı vereceğini ve güvenilmez olduğunu düşünecektir.
Çocuklar bağlantı kurar ve varsayımlarda bulunurlar. Temel mantık; eğer bu olursa, sonra bu her biri bunu yaparsa, o zaman bunu herkes yapar şeklinde çalışır.
Şemalar, temel inançlarımızı ve bunlara eşlik eden düşüncelerimizi desteklerler. Düşüncelerimizi ve inançlarımızı işlemek için kullandığımız bir çerçeve oluştururlar. Aşağıdaki örneklere bir bakalım.
Nejat’ın temel inancı çaresizliktir. Çok derinlerde, bir şey ya yapacak gücü olmadığını hisseder. Bu arada Nejat patlak bir lastiği tamir etmeyi bile öğrenememiştir.
Bir gün Nejat yolda giderken, lastiği patlar. Bir küfür savurur ve o andaki otomatik düşüncesi: "Aman tanrım, bana yardım edecek birini bulmayım" der. Nejat'ın otomatik düşüncesi, sorunları çözmek için yardıma ihtiyacı olduğu inancına dayanır.
Bu otomatik düşünce kendi basma sorun çözemeyeceği inancıyla ilişkilidir. Bu inançta Nejat'ın çaresizlik olan temel inancına dayanır.
Sinan'ında temel inancı çaresizliktir ve tıpkı Nejat gibi o da patlak bir lastiği tamir etmeyi bile bilmez. Ancak Sinan'ın lastiği patladığındaki otomatik düşüncesi Nejat'ınkinden oldukça farklıdır.
Sinan kendi kendine, "şimdi bunu kendi başıma tamir etmenin bir yolunu bulmalıyım” der. Bu otomatik düşünce Sinan'ın “hiç kimseden yardım istememelisin" kuralına dayanır.
Bu kural, "eğer yardım istemezsen çaresizlik temel inancıyla başa çıkmaktan kaçınabilirsin" varsayımına dayanır. Sinan çaresizlik inancım telafi etmektedir. Kimsenin bu eksikliğini fark etmemesi için, her şeye gücü yeter gibi görünmeli ve böylece de bununla asla yüz yüze gelmemelidir.
Hem Nejat'ın hem de Sinan'ın temel inançları aynı olsa da, işledikleri biçim oldukça farklıdır, Kullandıkları şema veya işlem aynı olsa da, şemalarının içeriği farklıdır. Temel inançların nasıl işlendiğine ilişkin bir başka örnek için, Ebru ile Ece'yi ele alalım. Her ikiside temel inançları sevilmeyen kişiler olduklarıdır.
Ebru bir partiye davet edildiğindeki otomatik düşüncesi, "of, hayır, gidemem"dir. Otomatik düşüncesi, sosyal olaylara katılmadığı kuralına dayanır.
Bu kural, eğer sosyal bir ortama katılırsa, kimse onunla konuşmayacak ve o da çok kötü zaman geçirecek varsayımından kaynaklanır. Bu varsayımı da sevilmeyen biri olduğuna ilişkin temel inancına dayanmaktadır.
Diğer yandan Ece'de davet edilir ve bunu derhal kabul eder. Kabulü ya da otomatik düşüncesi mümkün olan her sosyal olaya katılması gerektiği kuralına dayanır.
Bu kural, mümkün olan her sosyal olaya katılırsa, sevilmeyen biri olduğunu gizleyebilir ve böylece bununla yüzleşmek zorunda kalmaz varsayım nedeniyledir.
Gördüğünüz gibi Ebru'yla Ece'nin temel inançları aynı olduğu halde, yaklaşımları oldukça farklıdır.
Bu işleyişin çoğunun bilinçdışında gerçekleştiğini anlamak çok önemlidir. Şemalar çok küçük yaşlarda, bilinçli düşünce araya girmeden oluşur.
Farklı Şema Düzenleri
Şemalar nasıl oluşturulmuş olurlarsa olsunlar, bilişsel kuramcılara göre, yaklaşık olarak herkes için aynı biçimde işlev görürler.
Aşağıda New York ve Connecticut Bilişsel Terapi Merkezi'nin müdürü Doç. Jeffrey Young'ın ileri sürdüğü beş şema tipi bulunmaktadır. Jeffrey Young aynı zamanda Kişilik Bozukluğunun Bilişsel Terapisi (Şema Odaklı Yaklaşım) kitabının da yazarıdır. Şemalar üzerindeki çalışmaları ile ünlüdür.
Dr. Young'a göre beş şema bölgesi ya da alanı vardır.
Bağlantı kopukluğu ve reddetme
Bozuk özerklik ve performans
Bozuk sınırlar
Başkaları tarafından yönlendirilme
Aşın temkinlilik ve engellenme
Bunların bizim geçtiğimiz evreler değil, sadece şema olduklarını aklınızdan çıkarmayın. Yaşımız ilerledikçe bu alanlarla uğraşırız. Ebeveynlerimiz sevecen mi yoksa istismarcı mı olacak? İyi bir kendilik değeriyle mi yetişeceğiz yoksa zarar verici olduğumuzu ya da iyi olmadığımızı düşüneceğiz?
Bu ve diğer konularla uğraşıp, deneyimlerimizi yaşarken aslında şemalarımızı oluşturmaktayız. Çocukluktan çıkarken, ebeveynlerimizin ve diğer kişilerin ya sevgi dolu ve sıcak olduklarını ya da terk edip canımızı acıtacakları için güvenilmez olduklarını düşünürüz. Bazende ortalarda bir yerlerde durur, çoğu kişinin iyi olduğuna inanırken, kimilerindende sakınmak gerektiğini öğreniriz.
Bu işleyişlerin ve sınıflandırmanın çoğu bilinçdışıdır, biz bunların oluşumunun farkına varmayız. Ancak bilgi; bilinçli zihnimiz açısından ulaşılabilirdir.
Şemalar Nasıl Oluşur?
Size iyi ve kötü haberlerimiz var! Şemalarla ilgili birçok bilgi topladık ve bunlarla ilgili eğitimde ve diğer alanlarda bazı pratik uygulamalar elde ettik.
Kötü haberimiz ise, hala şemaların tam olarak nasıl oluştuğunu bilmiyoruz.
İkilem yine şu soruya gelmektedir: Şemalar oluşturulurken bunun ne kadarı biyolojik faktörlere, ne kadarı çevresel faktörlere ve ne kadarıda bu ikisinden çıkan yorumlamalara bağlıdır?
Kişilerin bellek kapasitesi, dikkat süresi ve zihinsel hızı gibi biyolojik yetenekleri bilgisayar donanımına benzetilebilir. Biyolojik yetenekler insanların kullandıkları makinelere benzer.
İyi bir bellek kapasitesi olanlar, buna sahip olmayanlara oranla başlarına ne geldiğini daha kolay hatırlayacaklar ve bu deneyimleri daha farklı işleyeceklerdir. İyi bir bellek kapasitesi olanlar, başlarına gelen şeylerle ilgili olarak, zayıf bellek kapasitesi olanlara göre daha farklı yorumlar yapabileceklerdir. Bu kapasiteye sahip olanların, işlemek ve karara ulaşmak için daha fazla bilgiye sahip olduklarını söyleyebiliriz.
Yiğit ile Ozan'ın ülkeyi baştan başa kat edecekleri bir tren yolculuğuna çıktıkları senaryosuna bir göz atalım. Yol boyunca pek çok manzara görecek ve birçok deneyim yaşayacaklardır.
Yiğit'in ciddi bir zeka geriliği varken, Ozan'ın IQ’ su 160 civarındadır. Yiğit ile Ozan'ın bu gezideki izlenimleri ve deneyimleri ile ilgili aynı yorumları elde edeceklerini düşünmek mantıklı mıdır? Elbette değildir.
Yiğit'in yaşadığı deneyimi, Ozan'dan çok farklı işleyeceği çok açıktır. Hatıraları, yorumları birbirinden farklı olacağı gibi deneyimlerinden çıkardıkları kurallar ve varsayımlarda birbirinden oldukça farklı olacaktır.
Ozan'ın varsayımlarını dayandıracağı, çok daha somut hatıraları ve gerçekleri, isterseniz biz buna veri diyelim, olacaktır.
Ozanla Yiğit'in deneyimlerini işleme farklılıkları, aynı nedenlere dayanmasa da, çocuklarla yetişkinlikler arasındaki farklılıklara benzer. Yiğit'in işleyiş biçimi çocuklarınki gibidir. Tam olarak gelişmiş bir beyne sahip olmadığı için çocuklar, bir yetişkin gibi bilgiyi bütünüyle anlama ve saklama yeterliliğine sahip değillerdir.
Çocukların ve yetişkinlerin varsayımlara nasıl ulaştıkları arasındaki fark iki yönlüdür. Bu hem gelişimsel bir konudur hem de yaşam deneyimlerin fazlalığına bağlıdır.
Biyolojik faktörler bizim donanımımız ise, o zaman şemaları oluşturmamızı etkileyen varsayımlarımız, inançlarımızda bizim yazılımlarımızdır. Tıpkı bir bilgisayar gibi biri olmadan diğeri işe yaramaz. Bir programın çalışabilmesi için hem donanıma hem de yazılıma ihtiyacınız vardır.
Şemaların nasıl oluşturulduğunu tam olarak kavrayamasakta, genel olarak bazı unsurlar bunları oluşturmak, bazı unsurlarda bunları korumak için gereklidir.
Gerekli ilk unsur biyolojik bir faktör olan mizaçtır, ikincisi ise erken çocukluk döneminde kişilerin yetiştiği çevre faktörüdür.
Mizaç
Kişinin tüm tavrını anlatmak için kullanılan mizaç sözcüğünün, kalıtımsal düzeyde biyolojik olduğu düşünülmektedir. Diğer bir deyişle, gen havuzundan kalıtımsal olarak aldığımız mizaç donanımıyla doğarız.
Beş şema alanı oluşturan Dr. Young ("Farklı Şema Düzenleri" konusuna bakınız) aynı zamanda olası beş boyutunu da ortaya koymuştur. Teorik olarak, herkes bu kategorilerden birer girer.
Utangaç – Dışadönük
Pasif – Saldırgan
Duygusal olarak yüzeysel - Duygusal olarak yoğun
Kaygılı - Korkusuz
Hassas – Dayanıklı
Mizaç öncellikle biyolojik olsa da, kişinin çevresinden de etkilenir. Biyolojik ve çevresel faktörler etkileşince, sonuçlar kişiliği etkileyebilir.
Selim’in dayanıklı bir mizacı vardır, ancak ebeveynleri onu sürekli olarak eleştirirlerse, Selim onların isteğinin aksine daha hassas biri olacaktır. Selim hassas - dayanıklı yelpazesinde hassasa doğru kayacaktır.
Ceren pasif bir mizaca sahiptir, ancak oldukça destekleyici bir çevrede yetiştirilip, ona kendisinin ve ne düşündüğün önemli olduğu öğretilirse, yelpazede girişkene doğru kayacaktır.
Yetiştiğimiz Çevre (ilk Çevre)
Şemaların oluşmasında bir diğer faktörde kişinin yetiştiği çevredir. Yetiştiğimiz çevrenin temel inançlarımızın ne olacağı, "kendimizle ilgili ne düşüneceğimiz ve başkalarının bize nasıl davranacağına ilişkin beklentilerimiz konusunda çok kritik bir rol oynadığını ifade etmek şaşırtıcı değildir. Dr. Young'ın Janet Klosko ile yazdığı Yaşamınızı Yeniden Keşfetmek {Reinventing Your Life) kitabında, çocuklar için özellikle zarar verici olan ve oluşturdukları şemaları da olumsuz yönde etkileyen dokuz çevreyi tanımlamışlardır:
1. Bir ebeveyn istismarcıyken, diğeri çaresiz veya pasiftir.
2. Ebeveynler duygusal olarak mesafelidir ve çocuklarından başarı adına beklentileri de çok yüksektir.
3. Ebeveynler sürekli kavga ederler ve çocuklar da bu kavgaların arasında kalır.
4. Ebeveynlerden biri hasta ya da depresiftir, diğeri ortalarda yoktur ve bu durum çocuğu onların rolünü üstlenmeye zorlar.
5. Çocuk bir ebeveyne oldukça yakındır ve sanki eşin yerini alır.
6. Ebeveynlerin (ya da ebeveynlerden birinin) fobisi vardır ve bu fobi sonucunda ya çok aşırı koruyucu davranırlar ya da kendileri korktukları için çocuğa yapışırlar.
7. Ebeveynler (ya da ebeveynlerden biri) eleştireldir ve onun için çocuğun yaptığı hiçbir şey yeteri kadar iyi değildir.
8. Ebeveynler (ya da ebeveynlerden biri) çocuklara karşı fazla hoşgörülü davranır ve sınır koymakta başarısız kalır.
9. Çocuk arkadaşları tarafından dışlanır ya da diğerlerinden farklı olduğunu düşünerek büyür.
Ancak unutmayın ki bir ölçüye kadar hepimiz bu kategorilerden birine gireriz. İlk çevreleri belirleyen, bu durumların ne kadar sık yaşandığıdır. Durumun ciddiyeti ne kadar fazlaysa, çevrenin sağlıksızlığı da o denli fazla olur.
Şemaların oluşmasında mizaç ve yetiştiğimiz çevre önemli faktörlerdir. Şemalar bir kez oluştuktan sonra, bu şemaları korumanında çeşitli yolları vardır.
Oluştuktan Sonra Şemaların Korunması
Şemalar bir kez oluştuktan sonra, bu şemaların zarara uğramadan korunması için yöntemler geliştiririz.
Dr. Young'a göre şemaları korumak için aşağıdaki taktiklerden biri kullanılmalıdır:
Şema korunumu
Şemadan kaçınma
Şemayı telafi etme
Bilişsel Çarpıtmalar
Bilişsel Terapi: Temeli ve Ötesi (Cognitive Therapy: Basics and Beyond) kitabının yazarı Judith Beck bilişsel çarpıtmaların ilk versiyonunda değişiklik yapmıştır. Ona göre bilişsel çarpıtmalar hatalı düşüncelerden başka bir şey değildir. Bilişsel çarpıtmalar, kişinin inançlarını gerçek verilere dayandırmadığı zamanlarda oluşur.
Örneğin, Serap'ın daha önceden başına gelenlerden dolayı, doğru olmadığı halde (bütün erkekler kötüdür gibi), doğru olduğuna inandığı bir temel inancı vardır.
Aşağıdaki bilişsel çarpıtma sıralaması Dr. J. Beck tarafından geliştirilmiştir:
Ya hep ya da hiç düşünme: Şemayı ya da inancı korumak için bilişsel çarpıtma kullanan kişiler, bir şey hakkında düşünürken ya hep ya da hiç diye düşünürler. Ara bir yol yoktur. Her şey ya siyah ya da beyazdır. "Her zaman" ya da "asla" gibi kelimeler kullanırlar ve yargılamaları da her zaman bu iki yönden birindedir.
Kötülük bekleme: Bazı kişiler geleceğin çok kötü olacağını beklerler. Bu kişiler gelecekte asla iyi şeyler olmayacağını ve her şeyin kötü devam edeceğini düşünürler.
Olumluyu göz ardı etmek: Bu bilişsel çarpıtmayı kullanan kişiler kendileri ile ilgili olumlu her şeyi göz ardı eder ya da önemsemezler. Eğer kendilik değerleri düşükse, kendilerine söylenen güzel şeyleri kabul etmezler.
Duygusal mantık yürütme: Bir şeyin doğru olduğuna kuvvetle inanan biri, gerçekler başka türlü olabileceği halde, bu inancında ısrar etmeyi sürdürür.
Etiketleme: Belli bir ırk, sınıf, cinsiyet veya yaşla ilgili önyargıya ya da taraf tutmaya yönelik geniş çaplı ifadeler kullanırlar.
Büyütmek ya da küçültmek: Bu bilişsel çarpıtmayı kullanan kişiler o olumsuzlukları büyütme ve olumlu olayları da hafife alma eğilimindedirler.
Zihinsel filtre kullanmak: Bazı kişiler resmin bütünü oldukça olumlu olsa bile, olumsuz bir detay üzerinde aşırı derecede yoğunlaşırlar.
Zihin okuma: Bazı kişiler başka kişilerin ne düşündüğünü bilebileceklerine inanırlar. Zihin okuma ilişkilerde oldukça sık yaşanır ve ciddi iletişim sorunları yaratabilir.
Aşırı genelleştirme: Gerçek durum ne olursa olsun, olayın geneli hakkında olumsuz sonuçlara ulaşılır. Örneğin, "eğer burada kötüyse, her yerde kötüdür" gibi.
Kişiselleştirme: Karşıdaki kişinin davranışlarını veya niyetlerini, o kişinin kendileri hakkında düşündüklerine bağlarlar. Diyelim ki, Deniz kötü bir gün geçiriyor ve Cengiz'i tersliyor, Cengiz Deniz'in davranışını, Deniz'in onu sevmemesine bağlar.
-meli, -malı cümleleri kullanmak: Çevrelerinden her şey nasıl olmalı, nasıl olması gerekir biçiminde taleplerde bulunup, herkesinde bu taleplere uymalarını isterler.
Tünel Görüşü: Tünel görüşüne sahip biri durumun sadece olumsuz yönlerini görür, olumlu hiçbir şey görmez.
İnsanlar bilişsel çarpıtmalar kullanarak şemalarını ve temel inançlarını koruyabilirler. Çünkü bu bilişsel çarpıtmalar sayesinde başka bir şey düşünmek zorunda kalmazlar. Çarpıtmalar ateşi alevlendirmeye devam eder. İnsanlar diğer her şeylerini reddederek, inançlarını korurlar.
Şemadan Kaçınma
Sevilmeyen biri ya da çaresiz biri olduğunuza ilişkin bir temel inançla yüzleşmek çok rahatsız edici olabilir. Aslında rahatsızlıktan öte acı vericidir.
Kimileri olumsuz inançlarını fark edip bununla başa çıkmaya çalışsalar da, çoğu kişi acı veren inançları ile ilgili düşünmek ya da yüzleşmekten kaçınmak için ellerinden geleni yapar.
Diyelim ki, Semra küçükken istismar edilmişse, bununla yüzleşmek istemeyebilir. Ebeveynlerinin ona değer vermediği; sevilmeyen biri olduğu gerçeğini fark etmek istemez.
Eğer Semra istismarla ilgili düşüncelerini bloke edebilirse ebeveynlerinin onu görmezden geldikleri ile ilgili düşünmekten de kaçabilir, böylece bununla uğraşmak zorunda kalmaz.
Bazı kişiler böyle kaçınmalarda oldukça başarılıdır. Acı veren anılarını tetikleyecek şeyleri düşünmekten kaçınmayı başarırlar. Kimileri de acı veren şeyleri düşünmekten kaçınmak için ilaç, kumar, alışveriş, yemek ya da içkiye sığınırlar. Davranışları onları rahatsız eden şeylerden uzaklaştırır.
Acı veren inançları ile yüzleşemeyen ya da yüzleşmek istemeyen kişiler, bunları neden yaptıklarını bilmezler. Acıyı yaşamamak için, bilinçli ya da bilinçsiz olarak ellerinden geleni yaparlar.
Şemayı ya da İnancı Korumak için Aşırı-Telafi
Şemayı ya da inancı korumak için aşırı derecede telafi edici davranışlara giren kişiler beklenenin aksi yönünde davranırlar.
Hem Sinan hem de Ece çaresiz ya da sevilmeyen biri oldukları duygularını aşırı derecede telafi etmektedir. Sinan her türlü yardımı reddederek çaresiz olduğu duygusunu görmezlikten gelebilir. Asla yardım istemeyen biri nasıl çaresiz biri olabilir ki?
Ece’de aldığı her parti davetini kabul ederek sevilmeyen biri olduğu gerçeğini inkar eder. Her zaman dışarıda olduğuna göre, herkes onu seviyor demektir. Ya da birlikte olduğu insanlarla kendilik değerini şişirebilir.
Aşırı telafi etmek, şemaya göre beklenenin tam aksini yapmaktır.
Şema Eksiklikleri
İnsanlar çevreleriyle etkileşime geçerlerken, o zamana kadar inşa ettikleri ve kullandıkları bilişsel yapıları -ya da şemaları- kullanırlar. Eğer yeni bir deneyim önceliklere benziyorsa, bu var olan şemaya uyarlanabilir.
Eğer yeni deneyim, var olan yapıya uymuyorsa, bu yeni deneyimi işleyebilecekleri yeni bir yapıya ihtiyaç duyarlar.
Uyuyorsa, bu kişiye denge duygusu verir. Ancak yeni deneyimler şemalarla uyum sağlamazsa, denge duygusu kaybı söz konusudur.
Bu durumda da, yeni deneyimleri işleyebilecekleri ve özümseyebilecekleri yeni şemalar, bir başka deyişle uzlaşma sürecinin öğrenilmesi gerekmektedir. Uzlaşma süreci öğrenilmedikçe, dengeye kavuşulamaz.
Piaget'ye göre bu, özellikle hızlı biçimde yeni bir şeyler öğrenen ve yeni deneyimler yaşayan çocuklar için geçerlidir. Piaget çocukların yeni durumları sınıflandırma ve işleme yeteneklerinden büyülenmiştir.
Piaget'nin şemalar hakkındaki düşüncelerini anlamanın güçlüğü, dengeyi ve denge kaybını tanımlamanın zorluğudur. Yeni deneyimlerin hepsi özümseniyor mu yoksa bazı deneyimler zaman içinde bırakılıyor mu bunu söylemek zordur.
Bunlar oldukça bulanık saptamalardır ve hem kendinizde hem de başkalarında gözlemlemek oldukça zordur.
Şemalarla ilgili açıklamalarımız ve görüşlerimiz mükemmel sayılmaz. Ancak yinede, bilişsel yapıların ya da şemaların varlığını kabul ediyoruz. Bunun yanı sıra, şemalarda, bulunan belli kuralların, varsayımların ve inançların, deneyimleri nasıl algılayacağımızı ve yorumlayacağımızı da etkilediğini biliyoruz.
Kendinizi Değerlendirin
Mizacınızı nasıl tanımlarsınız?
Nasıl bir çevrede büyüdünüz?
Hangi bilişsel çarpıtmaları kullanma eğilimdesiniz?
Acı verici duygulardan kaçınmak için yaptığınız belirli şeyler var mı?
Bu soruları kendi kendinize düşünmeniz veya bir başka kişiyle tartışmanız yararlı olabilir.
A'dan Z'ye Kişiliğiniz
Dr. Allen R. Miller & Susan Shelly
Nur Meriç