“Yaşam durağan değildir. Zihinlerini değiştiremeyenler; düşkünler evindeki zavallılarla, mezarlıktakilerdir.”

Everett Dirksen

Duygusal alışkanlıkların kırılmasındaki ilk adım ‘’Değişemiyorum’’ ile ‘’Değişmemeyi yeğliyorum’’ arasındaki farkı anlamaktır. Değişebilir miyim, değişemez miyim? Hayatımızı tercihlerimiz belirliyor. Hayatınızdaki her şey tam istediğiniz gibiyse sorun yok. Fakat bir şeylerin iyi gitmediğini veya daha iyi olabileceğini düşünüyorsanız değişim şart. Şu an durduğumuz yeri, şu ana kadarki söylediklerimiz, düşüncelerimiz ve davranışlarımız yani programlarımız belirledi.

Olumsuzlukların kaynağı bulundu mu düzeltilmesi kolay olacaktır. Çoğu kimse değişemeyeceklerine inanmışlardır. Bunun değişik sebepleri olabilir. Olumsuz davranışları öylesine içlerine işlemiştir ki kendilerini başka türlü bir insan olarak göremezler.

Düşüncelerimizin davranışlarımız üstündeki etkisiyle değişim başlayacaktır. Danışanlarımla yaptığım çalışmalarda onların düşünme biçimini fark ettirmeyi ve istedikleri gibi düzeltmelerine çalışıyorum. Ancak alışkanlıklarını kendileri kırmaya karar verirler.

Farklı konuşarak beynimizi farklı düşünmeye programlayabiliriz (içsel veya dışsal konuşmalarımız). Herhangi bir durum karşısında nasıl tepki vereceğimizi, ne yapıp ne yapmayacağımızı belirleyen şey işleyiş programlarımızdır. Hepimiz güçlü bir takım programlara sahibiz.

Hayatımızı yöneten, güç sahibi olduğumuz bu programlardır. Programlarımız bizi sınırlandırabilir veya özgür de bırakabilir. Onlar hakkındaki her şeyi fark edip iyi kullanabilirsek, bizi gitmek istediğimiz yere götürebilir.

Edindikleri eski yerleşik tanıdık kişiliği silip atacak enerjileri yoktur. Değişmekten korkarlar, değişmeye yanaşmayı bile reddederler. Hayatlarının üstünde kontrol sağlamak imkânsız hale gelir. Onlar kendilerini çaresiz hissederler. Hepimiz kendi hayatımızın sorumluluğunu yüklenmek zorundayız.

Olumsuz davranışlarımızla küçük parçalar halinde ilgilenirsek onu parça parça yok etmeye başlayabiliriz. Bu önemsizmiş gibi görünen zaferler, yavaş yavaş hayatımızda kontrol sağlamamıza yol açar. Bir gecede değişmesekte olabileceğini öğreniriz. Her şeyi bir anda değiştirmemiz gerekmiyor.

Sırf alıştığımız için kendimizi bunalımlı, çaresiz veya değersiz hissediyorsak yavaş yavaş yoğun bir uyuşukluğa gömülmeye başlarız. Sanki umutsuzluk batağına saplanmışızdır. Orada öylece kalmak, ayağa kalkıp bataktan çıkmaktan daha kolay gelir bize.

Bahaneler tembelliğimiz için bulduğumuz gerekçelerdir. Riskten kaçmak, başarısızlığımızı açıklayabilmek için ve egolarımızı korumak için bahaneler yaratırız. Aslında şunu demek isteriz “görüyorsunuz ya benim hatam değil” Rahatımız kaçmasın diye mazeret bulmakta ustayız. Programınızı fark edin ve değiştirin. Bunun için şöyle bir yöntem izleyebilirsiniz.

İstemediğimiz bir davranışımızın bize bu davranışı yapmaya iten bilinçaltında haklı bir gerekçesi vardır. Bu kişinin ikincil çıkarıdır. Bunu fark edip, o çıkarı koruyacak başka yollar sunup davranışın yerine başka bir davranış getirebiliriz.

Örneğin kişinin olayları abartarak aktarmasında, ikincil çıkarı ilgi çekmedir. Bu şekilde davranarak ilgi toplayıp, sevilmeyi amaçlamaktadır. Bu çıkarını koruyup, bunu sağlayacak başka yöntemler fark ettirildiğinde, artık olayları abartmayacaktır.

Kendinizi reddedilmiş hissediyorsanız tekrar oraya gidip reddedilme riskini göze almalısınız ya da aşırı utangaçsanız olduğunuzdan daha cesur görünmeye çalışmalısınız. Çaresizlik duyduğunuzda ise sanki hayatınız üzerinde kontrolünüz varmış gibi davranmalısınız.

Kolay bir şey değil, fakat bu engeli aşabilir ve uyuşukluğumuzdan silkinebilirsek, duygusal çekimi tersine dönüştürebiliriz. Yani bize karşı değil, bizim yararımıza çalışmasını sağlayabiliriz.

Cehenneme giden yol, bize söylendiği gibi iyi niyetle örtülmüştür ve bahanelerde kaldırım taşlarını oluştururlar. Yapamıyoruz dediğimizde bu sözlerimiz ağzımızdan çıkıp kulaklarımıza, oradan da beynimize gider. “Ben başarısızım, aptalın tekiyim.

Hiç yeteneğim yok ve olmayacak da. Değişemiyorum.” Ağzınızdan çıkan bu sözle hüküm kesinleşir. Hâlbuki; “Evet değişebilirim. En azından değişmek için elimden geleni yapabilirim. Denemeliyim” demeliyiz. Çünkü kendimizi değiştirebiliriz.

Hayatımız yaptığımız tercihlerin toplamıdır. Değişmek istiyor muyuz? Duygusal miskinlikle, değişme potansiyelinizi hiçe sayarak, mazeretle başa çıkacağınızı söylemek inanmaktır.
Deneyin, bir davranış değişikliği belirleyin ve onun üzerinde yoğunlaşarak gündelik hayatınız üzerinde uygulamaya çalışın.

Burada önemli ayrıntı şudur: Başkalarını değil, sadece kendinizi değiştirebilirsiniz. Çünkü duygusal problemlerimizi başka birini değiştirerek çözümlemeye çalışmak yanlış bir yöntem olacaktır.

.

Nur Meriç
PSK Gelişim ve Aile Danışmanı